Dow Chemical Company, Otomotiv Sistemleri Satış Müdürü Sayın Bilgehan Gedik ile Röportaj

  • Röportaj
  • Ziyaret: 1534
  • bilgehan gedik, company, dow chemical
  • Son Güncelleme: -/-
  •  
    Share on Tumblr       

Dow Chemical Company, Otomotiv Sistemleri Satış Müdürü Sayın Bilgehan Gedik ile poliüretan sektöründeki profesyonel özgeçmişi, firmanın gelişim süreci ve hizmet verdiği sektörler hakkında keyifli ve bilgilendirici bir röportaj gerçekleştirdik.

 

Okurlarımıza kısaca kendinizden, eğitim durumunuzdan ve profesyonel özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?

1987‘de İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra yine aynı üniversitenin İşletme Fakültesi’nde "İşletme” üzerine ihtisas yaptım. Akabinde askerlik ve sonrasında üç yıl bir ilaç firmasında Solid Departman Şef Yardımcısı olarak üretimde çalıştım. Akabinde yaklaşık bir yıl Oxford’da dil üzerine eğitim aldım. 1993 yılında otomobil sektöründe çalışan global bir Alman firmasının boya öncesi metal yüzey işlem kimyasallarında otomotiv bölümünde satış şefi olarak görev aldım. Oradaki işimiz otomobil metal gövdesinin boya yapışma mukavemetini ve korozyona karşı direnci arttırmak adına kimyasallarla kaplanmasıydı ve direkt OEM’ler üzerineydi. 98 yılında da Dow ile tanıştım. İlk 7 yılımda poliüretan Sistem Evi’nde görev aldıktan sonra son 8 yıldır otomotiv grubunda Account Executive olarak çalışmaktayım.

 

Firmanızın kuruluşundan bugüne gelişim sürecini, genel hatlarıyla bize anlatabilir misiniz?

Dow Türkiye, 1971 yılından beri Türkiye‘de faaliyet göstermektedir. Ben yalnızca bunun son 17 senesinde bulunabildim. Fakat 2000’li yılların başlangıcı ve 90’lı yılların sonu ve bugün itibariyle geldiğimiz noktaya bakarsak her alanda ciddi bir şekilde büyüme var. Ana firmamız The Dow Chemical Company, coğrafyamızı paylaştığımız diğer ülkelerle paralel olarak özellikle stratejik olan bu bölgede Dow Türkiye’yi yatırım yapılması gereken stratejik ülkelerinden biri olarak görmektedir. Bulunduğumuz coğrafyamızda zaman zaman her ne kadar olumsuz unsurlar oluşmakta olsa da ileriye dönük özellikle bizim perspektifimiz her zaman olumlu olmuştur. Öncelikle, son 15 yıldaki büyümeyi sadece herkesin konuştuğu gibi ciro veya kârlılık oranı olarak adlandırmamak lazım. Özellikle sosyal sorumluluk anlamında Dow Türkiye’nin geçmişle bugününün kıyaslaması yapıldığı zaman birçok alanlarda firmamızın sorumluluklarının da aktif olarak arttığı görülmektedir.

 

Topluma özgü firmamızın verebileceği, hem ürünleriyle hem insanlarıyla direkt insana yatırım yapabilecek ve insanların ihtiyaçları olan konuların daha iyileştirilebilmesi, yaygınlaştırılması ve yaşamlarının kalite seviyelerinin arttırılabilmesi için yapılabilecekleri alanlarda sosyal sorumluluklarını üstlenmiştir. Bence bu benim kendi firmamda görebildiğim en büyük büyüme. Kadro olarak da özellikle istihdamda geçmiş bir önceki 10 yılı kıyaslarsak bu alanda da yeni mezun arkadaşlarımızı, genç kadroları kuvvetlendirmek ve gelecekteki muhtemel pozisyonlara hem Türkiye’de hem de Dow’ın diğer ülkelerde sorumluluk alabilmesi adına bir rol üstlenmiştir.

 

Hangi sektörlere hizmet vermektesiniz? Dow poliüretan olarak ürün gruplarınızdan genel olarak bahsedebilir misiniz?

Dow’ı spesifik bir sektörde değil, diğer sektörlerde de önemli bir oyuncu olarak görebilmek çok mümkün. Çünkü birden fazla sektöre hitap eden binlerce ürünü var. Türkiye’nin özellikle siyasi yapısıyla beraber endüstriyel ve büyümeye özgü hedeflerinde agresif olmasıyla beraber son 10 yılda Dow da tabii ki bunda kendisinin de rol aldığını göstermiştir. Önceki son yıllarda özellikle Dow Türkiye’nin ülkemizde aktif olmadığı birçok ürün gruplarını bazen burada fiilen üreterek bazen de ticaretini yaparak direkt ilk elden ilgili sektörlere vermeye başlamıştır. Bu anlamda Dow; kendi misyonunu, buna bağlı olarak da vizyonunu geliştirmiştir.

 

Dow Poliüretan iş kolunu özetlersek ilgili ürün gruplarının kullanıldığı alanlar ve sektörler oldukça geniş ve kapsamlıdır. Ve gittikçe de yeni kullanım sahaları kendisi için yaratmaktadır. Poliüretanın en büyük kullanım alanı, blok sünger pazarı olarak da adlandırılan; ev tekstilinde veya ev grubu ürünlerinde günlük yaşamımızda kullandığımız yatakların, kumaşların içindeki laminasyonların, bulaşık süngerlerinin, koltuk veya kanepelerin iç kısmında kullanılan yumuşak sünger malzemelerin hepsi bildiğiniz poliüretanın üretiminden elde edilen final malzemenin çeşitli formlarla bu ürün gruplarında kullanılmasıyla sağlanır. Diğer önemli uygulama sahası ise karşımız hem evsel beyaz eşya (buzdolabı) ve sanayi veya ticari buzdolapları kasalarının veya gövdelerinin üretiminde iç kısımda kulanılan sert (rijit) PU olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de de bu ikinci PU kullanım alanı ile Avrupa’da önemli beyaz eşya üreticilerinin ülkemizde faaliyet etmesinden dolayı ilk sıralarda yer alarak önemli bir yer teşkil etmektedir.

 

Poliüretan mamullerinin kullanıldığı diğer 3. sektör ise; inşaat sektörü alanında sandviç panel imalatında yine panel içinde aynen beyaz eşyada olduğu üzere ısı izolasyonunu sağlamak amacıyla sert PU uygulamaları yapılmaktadır. Türkiye, özellikle inşaat sektöründe büyümeyi domine eden bir ülke. Bu noktada sandviç paneller veya bu tür ürün grupları da bu sektörde kendi alanlarında kullanım olarak poliüretanda oldukça yer etmişlerdir. Benim de sorumlu olduğum otomotiv sektörü için poliüretanda en çok kullanılan dördüncü sektör diyebiliriz. Otomotiv segmenti, yüzde olarak söylersek dünyada ve Türkiye’de de yüzde 9 ila 13 arasında toplam poliüretanı tüketen bir sektördür. Az görünebilir ama nitelikleri ve çeşitlilikleri itibariyle otomotiv sektörü en çok poliüretanlı parça ürettiren bir uygulama alanıdır. Bir araç içerisine girdiğiniz zaman görebildiğiniz veya göremediğiniz birçok noktada poliüretanla karşılaşmanız mümkündür. En basiti olarak kolayca görebildiğiniz veya hissettiğiniz parçalar olan oturduğunuz koltuklar, direksiyon, koltuk başlıkları, tavan, kol dayamaları, vites topuzları vs. poliüretandan imal edilen en başlıca temel ürünlerdir. Araç konforunda en önemli şey tabii ki sessizliktir. Çeşitli dış seslerin içeriye yansımamasını, sürücü ve yolcuların rahat ve konforlu bir şekilde gitmesini isteriz. Bu noktada da tabii ki anti noise, sessizleştirici pad’ler kullanılır. Bunlar, otomobilin ön ve arka kısmında bulunan görünmeyen parçalardır. Bunlar; motor izolasyonu ve diğer görünmeyen yürüyen aksamların dışarıdan gelen taşların, çarpmaların, çukurlara düşmeden kaynaklanan seslerin absorbe edilebilmesi, tutulabilmesi veya araç içerisine geçmemesi için kullanılan bir tür otomotiv süngerleri de diyebiliriz ve bunlar da poliüretandır. Son zamanlarda OEM‘lerin talepleri doğrultusunda otomotiv alanındaki PU bazlı bitmiş ürün uygulamaları gittikçe artmaktadır ki box foam dediğimiz motor bölümünde, motorun yalıtımı için kullanılan yanmaz poliüretan padler de bunlardan bazılarıdır. Bazı segment araçların ön göğüs ve kapı panelleri de dokunduğunuzda yumuşak bir his veriyorsa size "soft touch RIM" diye de adlandırılan PU mamullerinden üretilmektedir. Genelde bu tür PU uygulamaları model veya segment olarak üst gamda bulunan araçlarda karşımıza çıkmaktadır. Ama daha ekonomik olan alt segment araçlarda plastik (PP, ABS, PC-ABS gibi) poliüretanın yerine kullanılmaktadır. Bu noktada polipropilen veya plastik aslında çoğu sahada otomotiv uygulamalarında poliüretanın bir rakibi olarak ortaya çıkmaktadır. İkisinin de kendilerine göre ticari ve teknik artıları ve eksileri vardır. Bu değerlendirmelere göre nihai üreticiler olan OEM’ler kriterleri belirleyerek malzemelerin tanımlamaları yapmaktadırlar. PU bazlı yapıştırıcılar da bu sektörde önemli ve kritik rol almaktadırlar. Tüm araçların ön camları araç gövdesine PU bazlı özel yapıştırıcılarla monte edilirler. Bu ürün grupları son derece özel formülasyonlara sahip olup, global olarak onaylı iseniz ilgili OEM‘lerde tedarikçi olabiliyorsunuz ki Dow Automotive‘de bu konuda bir dünya markası olarak ortaya çıkarak pazarda liderlik rolünü teknolojik olarak da üstlenmektedir. Araç için de kumaş veya benzeri tekstil ile kaplanmış tavanların imal edilmesinde kullanılan sert PU köpük ve diğer tüm ara katmanlar da yine PU bazlı özel yapıştırıcılarla birbirlerine birleştirilmesi sağlanır.

 

Bir diğer sektör de ayakkabı tabanıdır ve zaman zaman alternatif muadil veya rakip teknolojiler uygulansa dahi büyük bir uygulama alanı kaplamaktadır. Bu noktada şayet PU kullanılacaksa sektörde taban imalatları yapılabilmektedir.

 

Ofis mobilyalarında da oturduğumuz sandalyelerdeki oturak ve sırt süngerleri ile bazen yumuşak olarak hissettiğimiz kol dayamaları da PU mamullerden imal edilmekte olup, ülkemiz bu sektörde de önemli bir üretim üssü olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Diğer alt segmentler olarak da boya, zemin kaplamaları ve diğer yan sektörlerde kullanılan yapıştırıcıların da imalatında yine poliüretan hammaddeleri önemli rol almaktadırlar. Bu anlatmış olduklarım, genel olarak poliüretanın kullanım sahalarıdır.

 

Poliüretan hayatın her yerinde… Peki, günümüzde trendler nelerdir?

Birincisi; tabii ki güvenlik. Güvenlik olmazsa olmaz, geçmişte de bu durum böyleydi ama bugün güvenlik kriterleri otomobilin her ekipmanında daha da çok aranmakta. Artık sadece OEM ana üreticilere bu sorumluluk yüklenmemekte… OEM’in dışında bu OEM’e parça veren veya yedek servislere yedek parça olarak veren yan sanayilerin ürettiği parçaların da güvenlik kriterleri üst seviyelere çıkarılmıştır. İnsan hayatının geçmişte de önemi yüksekti ama bugün itibariyle özellikle yaşam koşullarının insanları hızlı araç kullanımına doğru itmesi, trafik koşullarının biraz daha zor olması, kalabalıklaşması, yol koşullarının tabi ki çevre koşullarıyla beraber zorlaşması güvenlik kriterlerinin üst seviyelere çıkarılmasına gerekçe olarak gösterilebilir. Diğer bir nokta; light weigth dediğimiz hafif araçların devreye girmesi. Hafif araç beraberinde güvensizliği de getirebiliyor. Bu noktada bunu elimine etmek veya dengelemek için her parçanın, üstüne düşen o güvenlik kriterlerini maksimum seviyede yerine getirmesi istenmekte. En büyük ihtiyaç, bu anlamda ortaya çıkmaktadır. Üçüncü bir trend olarak; hepimizin yaşadığı bu yer kürede çevre faktörü ve emisyonlar gündeme gelmektedir. Özellikle son 3-4 yıldır emisyon kriterlerinin otomotivde düşürülmesi istenmektedir. Emisyon salınımlarının toplumdaki algılaması, egzozdan çıkan karbon emisyonu olarak adlandırılmakta veya bilinmekte. OEM’lerin ve araç üreticilerinin ve parça üreticilerinin yani yan sanayilerin ve bizlerin toplamda bu aracı elde ederken ürettiğimiz o malzemelerde mümkün olduğu kadar dünyaya, atmosfere minimum miktarda salınım sağlayabilecek üretim şekillerini ve kimyasalları geliştirmemiz istenmekte. Genellikle her bir kompozit veya polimer malzemeden üretim aşamalarında bir emisyon atmosfere salınmaktadır. Bunun belli kriterleri vardır. Süre içerisinde bu kriterler dünyada çeşitli çevre ile ilgili resmi örgütler veya çevre bakanlıkları tarafından oluşturulmaktadır ki bunların çoğu Birleşmiş Milletler’e bağlıdır. Örneğin; Kyoto, bildiğimiz anlaşmalardan biridir. Her bir polimer için belli emisyonlar, maksimum olarak belirlenmiştir ve bunun altında kalması istenmiştir. Poliüretanın da otomotiv tarafını söylersek kendine düşen bir rolü vardır. Bizim de şu anda bazı OEM’lerden gelen talepler doğrultusunda emisyonu düşük malzemeleri vermekle ilgili yükümlülüklerimiz bulunmaktadır.

Avrupa buna liderlik yapmakla beraber son 3 yıldır Türkiye’de de üretilen bazı modellerin de artık düşük emisyonlu poliüretan malzemeler ile imal edilmesi tasarlanmış olup, bizler de bunların bu şekilde üretilebilmesi için ilgili PU sistemlerini vermekteyiz. Küresel kuruluşlar ve devletler önümüzdeki süreçte mutlaka iki noktanın iyileştirilmesini istemektedir. Atmosferde geçmişte çok büyük sıkıntı olan ama son 4 yıldır özellikle ozonun deliğinin kapanmasıyla beraber diğer daha önemli olan tabii ki en büyük sıkıntı küresel ısınma yani (Global Warming) olmuştur ve buradaki GWP değerinin (Global Warming Potential) veya faktörün her bir kimyasalda minimum seviyede tutulması istenmektedir. Küresel ısınmaya maalesef bu tür polimer malzemelerin de olumsuz etkileri var. Ortaya çıkardığı karbondioksit gazı ile bir hava tabakası veya örtüsü oluşturarak ısınmaya sebep olmaktadır. Bizlerin de dahil olduğu ikincil yan sanayiler, çevreye olan bu misyonumuzu yerine getirebilmek adına derin teknolojik yatırımlar yapıyoruz. Buna özgü ürünlerimizi daha da iyileştiriyoruz. Önümüzdeki süreçte bu söylemiş olduğum emisyon kriterleri daha da sertleşecek, belki sıfır noktasına kadar getirilecektir. Sektörün bazı ileri temsilcileri ile bugünden ilerideki bu hedefleri yakalayabilmek adına hem insan kadrosu hem de teknoloji olarak hazırlanmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz.

 

Bu konu ile ilgili olarak firmanızın yapmış olduğu bir yatırım veya aktivite var mı?

Bahsettiğim gibi Türkiye’de şu anda bazı OEM’ler düşük emisyonlu malzemeleri bizden alıyor. Kendi araçlarında, bahsettiğim özellikle koltukta ve başlıklarda düşük emisyonlu ürünler elde ettirilerek araçlara takılıyor ve ihraç ediliyor. Özellikle, Türkiye Otomotiv Endüstrisi veya sektörü, global bir segment. Sadece iç pazara üretmiyor. %75-80 oranında üretimini modele bağlı olarak ihraç etmekte. Doğal olarak ihraç pazarlarındaki pazar kriterleri teknik olarak neyse Türkiye’deki OEM’lerin de bu kriterlere uygun araçları üretmekle teknik yükümlülükleri bulunmaktadır. Ülkemiz de Avrupa’daki ve özellikle diğer gelişmiş batı Avrupa ülkelerindeki emisyon veya güvenlik kriterlerini özellikle son Avrupa Birliği mevzuatlarına paralel olarak ilgili seviyelere getirdi. Yan sanayiler açısından da bakıldığında ülkemizdeki üreticiler de yalnızca Türkiye’ye özgü modeller için parça üretmiyorlar, Avrupa’da üretilen modellerde de istenen bu kriterler Türkiye için de geçerli olduğundan aynı teknik performansı sağlamak mecburiyet ve sorumluluğu taşımaktadır. Bu noktada biz Dow Automotive olarak, yine emisyonu düşük bu PU malzemelerini son 3 yıldır üretiyoruz ve müşterilerimize nihai PU’lı parça üretmeleri için veriyoruz. Bunlar da tabii ki final, OEM’lerine, kendi müşterilerine vermekte ve araçlara takılıp iç ve dış piyasada ihracat pazarlarında satılmaktadır.

 

Bu noktada bizim de yeni gelişmelerimiz bulunmaktadır. Dow Automotiv, geçen sene itibariyle yeni bir ürün olan Specflex Activ Polyol’u geliştirdi ve dünya otomotiv PU pazarına sundu. Bunu, bazı müşterilerimiz magic bir polyol olarak da adlandırmaktadır. Bir poliüretan prosesinde bahsettiğimiz final malzemenin katı malzeme oluşabilmesi için bazı katalistlere ihtiyacı vardır. Fakat bunlar bahsettiğimiz gibi emisyonu da maalesef üreten veya arttıran malzemelerdir. Tabii ki ilgili üreticiler ve bu tür katalistleri üretenfirmalar, kendi üstlerine düşen görevlerini yerine getirmeye çalışmakta ve bunlar da tabii ki emisyonlarını düşürebilmek adına çevre dostu malzemeleri geliştirmeye çalışmaktadır. Ama bunun sıfırlanabilmesi mümkün değil. Muhakkak belli bir seviyede kulllanmanız ve belli bir seviyede emisyonu atmosfere vermeniz gerekiyor ki bu, istenmeyen bir netice. Diğer taraftan özellikle TDI iso sistemiyle imal edilen esnek sünger koltuk parçalarında nemli kalıcı deformasyonlar veya yaşlandırma test performansları spek yakalamakta oldukça zorlanmaktadırlar. Fakat Dow Automotiv, arkasına tabii ki The Dow Chemical Company’i de alarak ismini yukarıda bahsettiğimiz Specflex Activ ticari isimiyle özel bir poliol geliştirerek her türlü poliüretan uygulamasında rahatlıkla kullanılabilecek ve bahsettiğimiz bu tür katalistlerin kullanılmasına gerek kalmadan veya çok az ihtiyaç duyacağı bir teknoloji geliştirdi. Şu anda da bu özel malzemeyi veya özel polyolu stratejik olarak adlandırdığı Avrupa’daki veya global diğer coğrafyalardaki birkaç müşterisine veriyor. Türkiye’de de bu konudaki formül çalışmalarını başlatmış olup gerektiğinde ilgili projeleri açabilecek noktaya teknik bilgi ve tecrübelerimizi getirmiş durumdayız.

 

Poliüretanın kullanıldığı en ilgi çekici sektör sizce hangisi?

Aslında poliüretanın kendisi bence, tamamen sihirli bir malzeme. Kendi hacminin 1’e 80, 100,120 katı büyüyebilen veya bir hacmi doldurabilen bir malzeme bana hakikaten çok sihirli gelmektedir, bu ve diğer sebeplerden dolayı da ikame edilebilmesi teknik olarak oldukça zor görünen, kendine mahsus bir avantaja sahiptir. O yüzden her sektörde poliüretanın kullanıldığı noktaları veya çıkan malzemeleri ben hakikaten sihirli ve çok enteresan olarak görüyorum. "Poliüretan olmasaydı hayatımız nasıl olurdu”, düşünülmesi dahi zor bir konu. Poliüretan, özellikle şekli veya yapısı girift olan parçaların üretiminde istenilen o formu elde edebilmek adına çok büyük bir kolaylık göstermektedir. Bizim ürünümüz çoğu zaman görünmüyor. Bir koltuk süngeri, başlık, direksiyon veya ön göğüs deri, kumaş vb. malzemenin altında kalıyor. Böyle bir forma baktığınız zaman uzman olmanıza veya bu sektörde çalışmanıza gerek yok. Bu parçalar kompleks bir formda ve hassas, zor parçalar. Herhangi bir malzemeden bunların elde edilmesi hakikaten son derece sıkıntılı ve zahmetli. Başka malzemeler veya üretim teknikleri ile bu tür parçaları ürettiğiniz zaman ortaya çıkabilecek yüksek imalat veya mamul maliyetleri ve birim zamandaki düşük üretim hızınız sizin rasyonelliğinizi ortadan kaldıracaktır.

Dünyada 90 milyona yakın bir araç üretimi var. 90 milyon içerisindeki milyonlarca parçadan bahsediyoruz. Bir tezgâhta bu parçaların üretilmesi mümkün değil. Poliüretan bence zor olan bütün final malzemelerin kendi zorluklarına adapte olan, o forma ayak uyduran bir malzeme. O yüzden bana çok sihirli geliyor. Siz poliüretana emrediyorsunuz. "Bu benim parçam ve şu zorlukları var burada yürü ve doldur. Her türlü boşluğu ve her türlü o istenilen formu bana elde et ve nihai güzel bir parça olarak ortaya çıkar.”

 

Biz örneğin; otomotivde iki grup olarak çalışıyoruz. Bir grubumuz Dow Automotiv olarak OEM’lerle, otomobil veya ticari araç üreticileriyle direkt çalışıyoruz. Oraya özgü ürün gruplarımız var. İkincisi; tabii ki OEM’ler tüm bu saydığımız parçaları kendi fabrikalarında üretmiyorlar, bu mümkün değil. Artık globalleşen ve hızlı üretim teknolojileriyle birçok parçanın dışarıdan alınması daha rasyonel ve etkin üretim koşullarına sahip yan sanayilerde (tier) bunların üretilmesinde biz diğer ikinci grup olarak da yan sanayileri baz alıyoruz. OEM’ler ve yan sanayiler olarak biz poliüretan ürün gruplarını otomotiv sektörünün hizmetlerine su nuyoruz. Ana firmaların kullandığı ürün gruplarını sayarsak; ön cam yapıştırmada (glass bonding) poliüretan bazlı yapıştırıcılarla mümkün olmaktadır. Bu noktada firmamız Dow Automotive dünya ve Türkiye’de lider bir durumdadır. Cam, işlevi itibariyle aslında bir güvenlik parçasıdır ve araç hızına bağlı olarak o camın maruz kaldığı basınca uygulamada kullanılan yapıştırıcının o basınca karşı dayanabilme gücünü hayal edebilirsiniz.

 

OEM’lerden bahsederken özellikle hafif araç üretiminde bahsettiğimiz konu hedefine uygun olarak yavaş yavaş araçlarda metal (saç, alüminyum veya galvaniz) kullanımının yerine kompozit ürünleri kullanılmaya başlanmıştır. Genel olarak plastikler olarak bilinmesine rağmen teknik anlamda burada istenilen mekanik ve fiziksel özelliklerin sağlanabilmesi ve güvenlik seviyesinin arttırılabilmesi için karbon fiber burada öne çıkabilmektedir. Şu andaki metali metale birleştirmede kullanılan yegâne temel işlem kaynaklama metodudur. Ancak kompozit malzemeye karbon fiber veya epoksiye geçişte kaynak bir bağlantı çözümü olarak ortadan kalkmaktadır. Biz işte bu noktada devreye giriyoruz. Bu tür metal karbon fiber veya kompozit malzemelerin birbirine yapıştırılmasında Dow Automotiv‘in Betamate veya Betaforce ticari markalarının altında sunduğu structual bonding adı verilen yapıştırıcılar devreye giriyor. Bu, kaynak operasyonu sonucunda elde edilen tüm o mekanik ve fiziksel niteliklerin tamamını daha da kuvvetli ve daha iyi bir şekilde ortaya çıkarabilmektedir... Bir diğer nokta ise birçok firma kaynak operasyonunu ortadan kaldırmak istiyor. Kompozit malzemelere veya karbon fiber kullanımına geçilmese de kaynağın ortaya çıkardığı bir negatif unsur var. Bu da korozyondur. İlgili kaynak bölgesinde katoferez ve diğer boya kaplamalarının yapışması son derece zayıf oluyor. Yapışmış olsa dahi daha kısa bir süre sonra oralarda istenmeyen korozyonlar ortaya çıkabilmektedir. Kaynak operasyonunu kaldıran bu atölyelerde araç karoserisinin meydana getirilmesinde kullanılan bu parçaları bizim sunduğumuz structual bonding veya yapı yapıştırıcılarıyla yerine getirebilmektedirler. Bu onlara hem operasyonda hızlılık, maliyet düşürme ve en önemlisi tabii ki kaynak operasyonun getirdiği negatif noktaları ortadan kaldırmada korozyona karşı direnci arttırabilmek adına büyük bir yarar sağlıyor. Diğer bir grup da siz ne kadar çok iyi bir araç parçalarını birleştirme operasyonları yapsanız da doğal olarak araç kasasının içinde birçok boşluklar olacaktır. Her bir boşluk sizin için aracın kullanma süresi içerisinde korozyon yaratma riski veya istenmeyen seslerin gürültülerin içeriye yansıması olarak ortaya çıkacaktır. Bu bölgeler için gözle görülmeyen bu boşlukların doldurulabilmesi için sealingler veya dolgu mastikleri de otomotiv endüstrüsinde uygulanmaktadır. Betafoam, özellikle ticari bir isim olarak ortaya çıkabilmektedir ve bu tür uygulamalarda veya bu tür sahaların kullanılmasında sunduğumuz ürünlerden biridir. Bunlar duyarlı malzeme gruplarındandır ve ağırlıklı OEM‘ler tarafından tatbik edilen sınıf ürünler içerisinde görebiliriz.

 

Dow Otomotiv’in Avrupa ve diğer coğrafyalarda seçilmiş üretim merkezleri vardır ve her biri kendi üretim teknolojilerine bağlı olarak üretimleri planlanmıştır. Türkiye’de ve üretim olmayan diğer ülkelere ve ilgili müşterilerimize bunların Türkiye’deki kendi stoklarımızdan bizler tarafından direkt ithali yapılmaktadır. Birincil ve ikincil yan sanayilerin imal ettiği parçaların üretiminde kullanılan poliüretan sistemleri ise (ki örneğin OEM’in kendisinin üretmediği ve araçlarına monte ettikleri koltuk, direksiyon, tavan, ön ve arka taban izolasyon padleri, ön göğüs veya konsol, kolçaklar, vites topuzları, kapı panelleri, enerji absorbanları ki - çarpışma esnasında çıkan bu enerjiyi sönümleyebilmek ve araç içerisindeki canlılara intikal etmesini önleyebilmek adına iç kısımlara konulurlar vs. gibi) firmamız doğrudan Türkiye’de hem üretici hem de ticaretini yapan olarak Dow Türkiye adı altındaki poliüretan sistem evi tesisislerimizde bu PU ürünlerimizi üretmekte ve Dow Automotive ticari kimliğimiz altında faaliyetini sürdürmektedir.

 

Firmamız Türkiye‘de diğer firmalar gibi sadece ticari kimlikle değil, varlığımızı fiziki olarak sürdürmekte, hem üretici, hem ürün geliştirici, hem problem çözücü, hem toplam her alanda servis verici olarak sürdürmekteyiz. OEM türü ürün gruplarında da ve ikinci grup ürünlerinde de Dow Automotive Türkiye’de uzun bir süredir pazar lideridir ve bunu da 5 ve 10 yıllık geleceğe dönük stratejik iş planlarında da sürüdürmeyi bir hedef olarak koymuştur.

 

Savunma sanayiine yönelik bir yatırımınız var mı?

Biz direkt vermesek de savunma sanayiinde çalışan yan sanayilerimiz, OEM firmalarımız var. Bizim verdiğimiz ürün grupları bu parçaların ister nihai, ister yedek parça olarak üretiminde kullanılıyor. Bu noktada otomotiv sektörü zaten savunma sanayiinin bazı ürün gruplarıyla çok paralel faaliyet göstermektedir. Bazı OEM’lerimiz ticari araç üreticisi olduğu gibi özellikle Savunma Bakanlığı’na girdiği ihalelerle aldığı bazı projeleri ile tanktan, personel zırhlı taşıyıcılarına ve diğer saldırı ve savunma zırhlı araçlara kadar pek çok araç üretimini de beraberinde götürmektedirler. Otomotiv sektörünün sadece sivil hayata özgü araç üretimi yok. Yurt dışında da bu konu bu şekilde yönetiliyor. Bu firmalar otomotiv sanayi ile beraber savunma sanayiinde de görev alabilmektedirler.

 

Poliüretan ve kompozit malzemeler özellikle otomotivde sıklıkla birlikte kullanılıyor. Kompozitlerin sunduğu avantajlar nelerdir?

Otomotivin geleceğinde özellikle kompozit malzemeler metalin yerine sık sık kullanılmaya başlandı. Türkiye’de şu anda olmasa da yurt dışındaki birçok OEM’lerin yeni modellerinde kompozit malzemeler oldukça yüksek oranlarda ve çeşitlilikte kullanılmaya başlandı. Bu noktada Dow, bu trendi görerek carbon fiber malzemesine yatırım yaptı. The Dow Chemical Company Türkiye’de DowAksa adı altında yeni bir firma kurdu. Buradaki temel ürün grubu carbon fiber.

 

Carbon fiber‘dan biraz bahsedersek; hakikaten poliüretanı nasıl mucizevi bir malzeme olarak bahsetmişsek bunun için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Flament ve ısı teknolojisi ile çelikten 5-6 kat daha kuvvetli ama aynı zamanda da nerdeyse 4-5 kata daha hafif olma avantajı ile otomotiv, uzay, hava taşımacılığı, enerji, inşaat ve yapı grubunda büyük bir kullanım şansı yakalayabilmektedir. Otomotivde doğal olarak temel gereklilik elektrikli araçlarda yani petrolün ikamesinden veya aracı hafifleterek daha az enerji tüketen modellerin ihtiyacı olarak ortaya çıkmaktadır. Petrolün az bulunabilirliği ve ileriki süreçte bitebilme riskinden dolayı otomotiv kendisine bir çıkış yolu aramıştır. Alternatif enerji kaynaklarının bulunabilmesinde pil burada önemli bir kaynaktır. Pil, fiziki olarak ağır bir ekipman. 200-300 kg’lık bir ağırlığı kasaya ilave bir yük olarak vermektedir. Bunun dengelenmesi veya telafisi için çıkar yol diğer ekipmanların veya diğer parçaların hafifletilmesidir. Bu noktada carbon fiber devreye girerek önemli bir rol üstlenmektedir. Araçta metalden gelen tüm bu ağırlığı ortadan kaldırarak yerine kendisi geçerek 1/5 oranında aracı hafifletebilmektedir. Otomotiv için ikinci bir nokta da tabi, güvenlik. Bu bahsedilen çekme uzama ve kopmalardaki çeliğe karşı olan üstünlüğü carbon fiber malzemesine yatırım yapmaya bizleri daha da özendirmektedir. Tüm testlerde carbon fiber uzak ara çeliğe karşı veya barlı bir araca karşı mukavemet sağlamıştır, üstün niteliklerini ortaya çıkarmıştır.

Biz, sadece otomotiv için Dow olarak carbon fibere yatırım yapmamıştık. Örneğin; inşaat sektörü bunların arasında önemli bir sektördür. Özellikle deprem kuşağında olan Türkiye’nin carbon fiber ile önümüzdeki süreçte özellikle binalarda carbon fiber kullanılması önemli bir rol alacaktır. Havacılık ve uzay endüstrisinde carbon fiber, aynı otomotivdeki trendi izleyerek hafifletilmek istenmektedir. Daha az enerji harcamak ve birim enerji ile daha uzun uçuşlar veya mesafeler yapmak için de carbon fiber yine önemli bir rol oynayacaktır, diyebiliriz.

 

Dow’ın çalışanlarına yönelik sağladığı eğitimler var mı?

Dow’da eğitim programı çok geniş olarak yapılabilmekte. Dow, bütün gerekli veya çalışanları için ihtiyacı olan tüm eğitim materyallerini çalışanlarına kendi interneti üzerinden vermektedir. Çalışan kendi eksikliğini, kendi ihtiyacını veya gelecekte olabilecek kariyerine özgü yatırımını yapabilmek adına alması gereken eğitimini test edebiliyorsa bunları rahatlıkla ister internet portalına girerek, isterse fiziki olarak hem kendi ülkesinde veya bazen de yurt dışı birimlerinde, isterse yine kendi ülkesinde veya başka ülkelerde belirleyeceği mentorleri veya koçlarıyla beraber alabilmektedir.

 

Ama sorunuzdaki spesifik fiziki bir eğitimden bahsedersek; Dow global bir firma ama yerel sahada da kendi diliyle, kendi kültürüyle, kendi insanının düşünsel yapısına hitap edebilecek insan kadrolarıyla çalışabilmek istiyor. Ama bu noktada bu kadroların aynı zamanda da global bir platformda diğer bütün bu ülkelerdeki çeşitliliği ortaya çıkarabildiği ve tek noktada birleştirebileceği ortak dil olan İngilizce’ye haiz olmasını belirli bir seviyede istiyor. Bu noktada, iki ucu birbirine çok yakınlaştırabilen ender firmalardan biri. Temel İngilizce seviyesine sahip olan bütün çalışanlarımız öncelikle Türkiye’deki uzman arkadaşlardan bu eğitimleri aldıktan sonra, temel iş eğitimlerini, ardından spesifik profesyonel eğitimlerini alıyorlar. Bu eğitimler çoğu zaman yurt dışında veriliyor. Avrupa için konuşursak Dow’ın tüm bu iş kollarında merkez eğitim sahası, İsviçre Horgen. Bununla beraber üretim merkezlerine bağlı olarak da her üretim merkezinin yanında olmasa da birçoğunun şu anda Ar-Ge merkezleri veya ürün geliştirme merkezleri veya ürün modifikasyon merkezleri veya test merkezleri de vardır. Genel ve işsel eğitimleri İsviçre’de aldıktan sonra özellikle mesleğine özgü ve spesifik bir konu için belirlenmiş bazı eğitimler de alınacaksa ilgili sahanın ilgili ülkesindeki bu eğitim merkezlerine gidilebilmekte ve tatbiki olarak bu eğitimleri alabilmektedirler. Biz de zamanında bu eğitimleri aldık ve hala da alıyoruz. Bu tek seferlik bir süreç olmayıp, devamlı ve çağın gerekleri ölçüsünde sürdürülmektedir. Çünkü teknoloji çok hızlı gelişiyor. Elektronik ortamda insanların bilgi seviyelerinin mümkün olduğu kadar aynı tutulabilmesinin sağlanabilmesine rağmen, yine de fiziki yakınlaşmalar veya fiziki bu tür bilgi birikimlerinin veya oluşumlarının insanlara geçirilmesinde uygulamalı toplantılar ve eğitimler hakikaten hala önemli bir rol almakta ve bizler de bunları sağlamaktayız.

 

Türkiye’nin dünyadaki yeri hakkında bir sektör değerlendirmesi yapabilir misiniz?

Poliüretan, otomotive paraleldir. Bu alanda hiçbir şekilde ayrılık gözetmiyor. Otomotive hitap ettiğiniz zaman bahsettiğim gibi bu firmalar lokal pazara üretici olmadıkları için, zaten ihracat pazarları için çalıştıklarından sizin ürün gruplarınızı da doğal olarak Türkiye’de verebiliyorsanız bütün diğer ülkelerde de verebilme şansını yakalamış oluyorsunuz. Bu noktada bazen yerel poliüretan üreticileriyle sizler de karşılaşıyorsunuz. Bunların hedefleri zaten Türkiye’de herhangi bir OEM veya yan sanayiye ürün verebilmek. Ürün verebildiğiniz zaman sadece Türkiye’deki kapı sizlere açılmıyor, bütün diğer ülkelerdeki OEM’lerin de kapıları sizlere açılıyor.

 

Bu noktada Türkiye’de poliüretan, trendi izlediği sürece global bir poliüretan oyuncusudur ve önemli bir rol oynayabilmektedir. Dow Automotive olarak biz OEM‘lerle beraber birçok projeleri geliştirdiğimiz için o trendi izliyoruz. Örneğin; bahse konu olan emisyon kriterlerini yakaladığınız zaman Almanya’da veya Amerika’da da bu emisyon kriterlerini yakalıyorsunuz anlamına geliyor. Bizim son 3 senede Türkiye’de geliştirilen ürünlerden bazıları şu anda global bir platformda diğer ülkelerde de kulanılıyor ve bu bizim için hem gurur verici bir nokta hem de bu bir ürünün diğer coğrafyalara taşınabilmesi anlamında güzel bir örnek. Sınırların kalkması, globalleşme bizim tarafımızdan bu anlama geliyor.

 

Ben 93’ten beri otomotiv sektöründeyim. Türkiye otomotiv segmenti olarak; Avrupa’da şu anda Almanya, Fransa, İspanya, İngiltere, Rusya gibi ülkelerin ardından önemli bir üretici olarak yer almaktadır. Bize yakın olan Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerlerle şu anda rekabet halindeyiz. Bireysel arzum veya görüşüm aslında Türkiye otomotiv sanayisinin şu anda bulunduğu yerin biraz daha ötesinde olması gerekliliğiydi. Tabii ki otomotivde üretim dinamikleriyle beraber Ar-Ge dinamikleri de son derece önemli bir rol alıyor. OEM’lerimizin çoğu tabii ki yabancı ortak veya bazıları da tamamen yabancı firmalardan oluşuyor. Tasarımcı aşamasına geçemediğiniz ve kendiniz global bir ürün tasarlayamadığınız taktirde Türkiye’nin kendi içinden çıkan bir markanın global platformlarda yer edinebilmesi ve ciddi bir büyüme sağlayabilmesi bu saydığımız Almanya, Japonya, Çin, Kore veya Kuzey Amerika‘dan çıkmış diğer oyuncular gibi önemli bir oyuncu olabilmesi biraz zor görünebilmektedir. Şu anda bizim sektör, yabancı oyuncuları Türk ortaklarla beraber bazı global projeleri Türkiye’ye alabilmek adına büyüme trendini strateji olarak yürütmektedirler. Bu strateji doğru mu? Bir yere kadar doğru olabilir ama orta veya uzun vadede kendilerinden bir model ve modellerin hem yerel hem de dünya pazarlarında yer edinebileceği tasarımların Türkiye’den çıkaralabilmesi doğru bir strateji platformu olacak ve Türkiye otomotiv sektörünün şu an için 1 milyon 200 bin – 1 milyon 300 bin bandında yıllık üretim sayısı 2 milyon ve üstü rakamlarına rahatlıkla ulaşabilecektir ve Avrupa’da önemli üretim merkezlerinden biri haline gelebilecektir.

 

2015’in ilk yarısında yatırım hedeflerinize ulaşabildiniz mi? Neler söyleyebilirsiniz?

İlk 6 ay için şu anda 2015 hedeflerine paralel gidiyoruz. Sürpriz bir gelişme olmadığı takdirde önceki yıllarda olduğu gibi 2015 hedeflerimiz de, 2016 da gerçekleşecek. Çünkü biz özellikle otomotivde hiçbir şeyi bir yıllık hedeflere bağlayamıyoruz, bağlamamız da mümkün değil. Şu anda örneğin; 2019 ve 2020’nin çıkacak modelleri üzerindeki ürünleri geliştiriyoruz. 2015 ve 2016 modellerinin ürün grupları hazır ve gelecek sene bunlar verilecek. İkinci 5 yıllık planlarımız da hefeflerimiz doğrultusunda gerçekleşecektir.

 

Poliüretan sektörüne iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Poliüretan, saygı duyulan bir malzeme grubu. Tehlikeleri yok mu, var. Bizler de yeterli güvenlik kriterlerini sağlayan tüm üreticilerin bu ürünleri kullanmasını her zaman istiyoruz. Sosyal sorumluluk ilkelerimizden biri de bu aslında. Bizler sadece teknik ve ticari yükümlülüklerimizi yerine getirmiyoruz.

Bu ürün gruplarının güvenlikli br şekilde üretimlerde kullanılabilmesi için ilk elden ve direkt olarak bizler güvenlik eğitimlerini veriyoruz. Izopa dediğimiz Avrupa İzosiyanat Üreticileri Birliği’ne biz de üyeyiz. Tüm diğer ülkelerde verilen standart eğitim programlarını biz de burada müşterilerimize, her kademedeki tüm çalışanlarına, her sahada ve her alanda bu ilgili güvenlik eğitimlerini veriyoruz ve her birini sertifikalandırıyoruz.

 

Poliüretanı izlemeye devam etsinler. Otomotivde özellikle son 10 yıla baktığımız zaman diğer alternatif polimer malzemelerin (poliproplen veya ABS gibi) bazı poliüretan ürün gruplarının yerine geçebilmek adına kuvvetli bir rakip malzeme olarak ortaya çıktığı görülmesine rağmen son 3 yıldır özellikle ve açıkça görülmektedir ki poliüretanın tekrar keşfedilmemiş ve yeni bulunmuş taraflarının üstünlüğü ile diğer alternatif polimer malzemelerin tekrar yerine geçmeye başladı. Bu noktada biz birçok projelerde özellikle 2015 ve sonrası çıkacak araç modellerinde poliüretan kullanımlarının

arttığını görüyoruz. Bu, bizi oldukça sevindiriyor ve özellikle poliüretanda hem teknolojik hem kapasite hem de kadro olarak yatırım yapma gerekliliklerimizi kuvvetlendiriyor.